Fantastik Bir Dünyada RPG
Siteye hoşgeldiniz. Üye olmadığınız süre zarfında, forumumuzu gezebilir, bilgi edinebilirsiniz. Lakin, üye olmadan hiçbir şekilde konulara cevap yazamaz, konu açamazsınız. Bu fantastik dünyada yerinizi alamazsınız. Sadece bir dakikanızı ayırarak, siteye üye olabilirsiniz. Bu fantastik dünyada, fantastik bir maceraya, hep beraber, fantastik bir giriş yapabilirsiniz. Sizi aramızda görmekten onur duyarız. Sevgiler, admininiz...



 
AnasayfaSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Takezo Kensei

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Takezo Kensei

avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 18
Kayıt tarihi : 10/08/10
Lakap : Melez büyücü

Karakter
Silah: Katana
Rp Puan:
96/100  (96/100)

MesajKonu: Takezo Kensei    Çarş. Ağus. 11, 2010 1:14 am

10 yaşlarında bir çocuk ormanda tek başına koşuyordu. Elinde boyundan büyük bir katana ile bir şeyden kaçarcasına tüm gücüyle koşuyordu. Çocuk önüne çıkan bir kökten zıplayarak kurtuldu ki karşısına bir dal çıkıverdi. Çocuk son anda elleriyle dala bastırdı ve kendisini aşağı iterek daldan kurtulmayı başardı. Ayakları yere temas ettiği anda bir ok gibi kendisini ileri fırlattı ve koşmaya devam etti. İleride büyükçe bir ağaç gördü çocuk. Tüm gücünü harcayarak o ağacın arkasına kadar koştu. Ağacın arkasına saklandıktan sonra eliyle katanayı göz hizasına kadar yatay vaziyette kaldırdı. Kılıcın üstünde bilmediği eski bir dilde yazılar yazıyordu.

Çocuğun yüzü kıpkırmızı olmuştu. Göğsü ise bir inip bir şişiyordu. Koşmaktan yorgun düşen vücudu katanayı daha fazla taşıyamadı ve katana elinden yere düştü. Çocuk sırtını ağaca dayadı ve yorgunluğunun az da olsa geçmesi ümidi ile gözlerini yumdu.

“Zınk! ” Çocuk kulağının hemen yanından gelen ses ile zıplayarak uyandı. Göz ucuyla sol tarafına baktığında biraz önce elinde duran kılıcın yüzünü sıyırarak arkasındaki ağaca saplandığını fark etti. Yüzünü hemen kılıcın sapının bulunduğu doğrultuda çevirdi. Karşısında ellili yaşlarda bir adam duruyordu.

“Uyandın demek genç hırsız…” Yaşlı adamın suratından kızgın olduğu belli oluyordu ama aynı anda da olgun bir adamın sevgi dolu bakışlarıydı bu bakışlar.

“Şey…” Çocuk hiçbir şey söyleyemedi. Karşısındaki kılıcı çaldığı mabedin baş sorumlusuydu ve kendi suçunu da biliyordu.

“Şu anda seni öldürmek zorundayım. Başıma çok büyük dertler açtın. Ama yine de yüzündeki pişmanlık ifadesini görmeden seni öldürmeyeceğim. Pişman olana kadar sana işkence edip ölmek için bana yalvarmaya başladığında işkencenin miktarını daha da arttırarak devam edeceğim; ta ki sen işkenceye daha fazla dayanamayıp şuracıkta ölene kadar. Ha ha ha…” Adam kocaman bir kahkaha attı. Çocuk ise sadece titriyordu. Tek düşündüğü şey ne yapması gerektiğiydi. Oradan kaçabileceğini sanmıyordu. Karşısındaki adam ondan uzundu ve tecrübe olarak aralarındaki fark aklının eremeyeceği kadar çoktu.

Çocuk ayağa fırladı ve yüzünü ağaca dönerek kılıcı çekmeye çalıştı. Son gücüyle çekiyordu kılıcı. Tüm gücüyle çekmesine rağmen kılıç oynamıyordu bile. Çocuk kılıcı çekmeyi denemekten vazgeçti. Kılıcı kullanamayacağını anlamıştı. Zaten kılıç boyu kadar vardı ve taşırken bile zorlanmıştı. Böyle bir kılıcı savaşmak için savuramazdı. Çocuk tekrar yaşlı adama doğru döndü; ama yaşlı adam yerinde yoktu. Sanki hiçbir şey olmamış gibiydi. Sanki hiç oraya gelmemiş gibi.

Çocuk ensesinde bir soluma hissetti. İnsanın içini ürperten soğuk bir soluma. Çocuk kendini bir adım öne attı ve aynı anda dönmeye çalıştı. Çocuk bu işlemde başarılı olamadı ve ayakları birbirine dolanarak yere düştü. Düşündüğü şey doğruydu. Yaşlı adam hemen arkasındaydı.

“Ah genç… Bu kadar ürkek olma. Böyle değerli bir kılıcı çalmayı göze alabildiğine göre cesur biri olmalısın. Ölümle cesurca yüzleş. Ölümden kaçış yoktur.” Yaşlı adam garip birkaç söz daha mırıldandı ve çocuk birden kendisini duvarda buldu. Kolları iki yana açılmıştı ve bileklerinden sarı, ışık benzeri bir maddeden oluşan çivilerle ağaca asılmıştı. Çocuk böyle bir şeyi ilk kez görüyordu. Daha ne olabileceğini düşünemeden yaşlı adam konuşmaya girdi.

“Bu büyüdür. Senin gibi boyundan büyük işe kalkışanlara işkence etmek için idealdir.” Çocuk büyü sözünü duyunca biraz önce olan olay tamamen net şekilde belirdi kafasında. Adam büyülü sözleri söylerken çocuğun tüm vücudu titremişti ve bu yüzden sözlerin bitişi ile kendisinin ağaçta olduğunu fark edene kadar geçen sürede bir şey hissedememiş ve görememişti. Çocuk daha önceden büyü diye bir şeyden bahsedildiğini hatırlıyordu. Kendi köyünde büyücüler pek sevilmez hatta dışlanırdı. Babasının bir insan büyücü olduğuna dair söylentiler yüzünden köyde hep dışlanmıştı ve hiç arkadaşı olmamıştı. Zaten hırsızlık gibi dikkat çekici şeyleri yapmasının da nedenlerinden biri buydu. Bu şekilde zor olanı becerip insanların takdirini kazanmak istiyordu.

“Çok düşünüyorsun. Senin yaşındaki biri bu kadar düşünmemeli.” Adamın yüzünde şeytani bir gülümseme belirdi. Çocuğun ağaçtaki umutsuz halini gördükçe zevk alıyordu sanki.

Çocuk karşısındaki adamı iyice incelemeye başladı. Adam kısa boyluydu. Neredeyse kendisi kadardı. Yüzünde sol gözü ile burnu arasından başlayıp dudağına kadar inen keskin bir yara izi vardı. Bu yara izi dışında yüzü pürüzsüzdü ve tek bir tel sakal, bıyık bile yoktu. Kısa olan saçları ve kaşları bembeyazdı. Üstündeki giysiler ise pahalı giysilere benziyordu. Hani şu asillerin giydiği giysilerden. Adamın büyücü olması çocuğa babasını hatırlattı. Babası da bir büyücüydü ve karşısındaki adam da… Belki bu adam babam hakkında bir şey biliyordur diye düşünse de bu durumda bunu sorması mantıksız olurdu ve cevap alamazdı.

Adam çocuğun yanına yaklaştı ve eliyle yüzüne dokunmaya başladı. Adamın dokunduğu her yer bıçakla kesilmişçesine acımaya başladı. Çocuk tüm gücüyle avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. Bu acı onun yaşındaki biri için dayanılmazdı. Çocuğun her çığlığına inat adam hareketlerini daha da yavaşlatıyor ve acının daha derine etkimesini sağlıyordu. Çocuk kısa bir süre sonra bağıramaz hale geldi. Tüm gücüyle bağırdığı için sesi kısılmıştı. Çocuğun yüzündeki korku adamı daha da şevklendirmekten başka bir işe yaramıyordu. Adam yeterli olduğunu düşünmüş olacak ki elini çocuğun yüzünden çekti. Adamın elini çekmesiyle çocuğun başının göğsüne düşmesi bir oldu.

“Bu kadar mı? Senden daha fazlasını beklerdim ama sanırım bu kadar eğlenceyle yetineceğim.” Adam büyülü sözler söylemeye başladı.

“İmaria thespronis” Bu büyülü sözler ile çocuk titremeye başladı. Vücudu söz dinlemiyor her hücresi ayrı bir yere gitmek istiyordu. Çocuk ilk kez böyle bir acıyı tatmıştı. Daha önceden kolunu, bacağını kırmıştı ama bu acı farklıydı. Hatta biraz önceki büyüden bile farklı ve karanlık bir acıydı. Her hücresinde acıyı ayrı hissediyordu. Beyni kaynayan bir su gibi kabına sığmıyor taşmak istiyordu. Gözleri yuvalarında durmamak için anlaşmıştı sanki. Kalbi göğüs kafesini delmek için daha hızlı atıyordu.

“İmaria… İmaria thespronis… İmaria thespronis”
büyülü sözler çocuğun aklında uçuşmaya başladı. Vücudu onun sözünü dinlemese de beyni biraz da olsa onu dinliyor olmalıydı. Çocuk son kez de olsa vücuduna söz geçirmeyi diledi ve sözler dilinden dökülüverdi.

“İmaria thespronis” Sözler ile yaşlı adam dondu kaldı. Bakışlarındaki şeytani gülümseme aynen duruyordu fakat kahkaha sesleri yok olmuştu. Adam buz dolu bir havuza düşmüş gibi donup kalmıştı. Çocuğun büyülü sözleri söylemesi ile ellerindeki ışıklar da kaybolmuştu. Çocuk zorlanarak da ayakta durmayı başardı. Adama korkarak bakıyordu. Adamın yeni bir büyü yapmak için hazırlandığını düşündü ve refleks olarak ağaçta asılı olan kılıca elini attı. Kılıç sanki yerde duruyormuş gibi kolay geldi. Çocuk iki adım attı ve kılıcı adamın kalbine sapladı. Kılıcın saplanması ile adamın vücudu çatlamaya başladı. Kılıcın girdiği yerde oluşan çatlaklar yavaşça adamın tüm vücuduna yayıldı ve şiddetli bir patlama sesi duyulduktan sonra adamın vücudu toz parçacıklarına bölünerek rüzgârda kayboldu. Çocuk gözlerine inanamadı. Biraz önce tek vücut karşısında duran adam birden yok oluvermişti. Çocuk bu olayın etkisinden kurtulmak için kafasını iki tarafa salladı. Karşısındaki adam her nasılsa ölmüştü ve artık kaçmaya devam etmesi gerekiyordu. Eğer aynı yerde biraz daha kalırsa öldürülebilirdi. Çocuk ormanın derinliklerine doğru koşmaya başladı. Eğer karşındaki iki yoldan biri ölüme diğeri karanlığa çıkıyorsa mantıklı olan karanlığa çıkan yolu seçmekti. Bu sayede en azından bir ihtimal hayatta kalınabilirdi.


En son Takezo Kensei tarafından Paz Ağus. 15, 2010 3:05 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Rigor Mortis
Admin
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 75
Kayıt tarihi : 10/08/10
Lakap : hekeen

Karakter
Silah:
Rp Puan:
150/100  (150/100)

MesajKonu: Geri: Takezo Kensei    Çarş. Ağus. 11, 2010 1:31 am

-Renklendirme 10/10
Gözü yormuyordu, yerindeydi.
-Betimleme 19/20
Söylediklerini rahatça kafamda canlandırabildim.
-Akıcılık 20/20
-İmla 19/20
Parşomen değil parşömen Cool
-Kurgu 17/20
-Uzunluk. 10/10
Haddinden fazla uzundu bile...

Puanınız 95...

İyi RP'ler...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://ortadunyarpg.turkforumpro.com
 
Takezo Kensei
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Fantastik Bir Dünyada RPG :: Rp Puanlatma :: Rp Puanlatma-
Buraya geçin: