Fantastik Bir Dünyada RPG
Siteye hoşgeldiniz. Üye olmadığınız süre zarfında, forumumuzu gezebilir, bilgi edinebilirsiniz. Lakin, üye olmadan hiçbir şekilde konulara cevap yazamaz, konu açamazsınız. Bu fantastik dünyada yerinizi alamazsınız. Sadece bir dakikanızı ayırarak, siteye üye olabilirsiniz. Bu fantastik dünyada, fantastik bir maceraya, hep beraber, fantastik bir giriş yapabilirsiniz. Sizi aramızda görmekten onur duyarız. Sevgiler, admininiz...



 
AnasayfaSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ~Aya Estella O'fieme~

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Aya Estella O'fieme
Assassin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 18
Kayıt tarihi : 20/08/10
Yaş : 29
Lakap : Ai-chi, aichou...O.o

Karakter
Silah:
Rp Puan:
93/100  (93/100)

MesajKonu: ~Aya Estella O'fieme~   Cuma Ağus. 20, 2010 8:31 pm

Outta: Bir vampir akademisi rpgdeki bir anlaşmalı rpgmdendir. Renklendirecek bir şey olmadığından gri kullandım desu^o^ Bir de, hikaye tamamlansın diye iki-üç rpyi birleştirdim, okuyup da puanlamaya tabi tutarsanız sevirim de arimasu ^^

In:
Alacakaranlık gecede tek başına ilerlerken, parmaklarının arasında çevirip durduğu kısalan sigarasının ucuna doğru vurarak külünü attıktan sonra, kuru toprağın üzerindeki yer yer biriken kuru yaprakları ve kırık ağaç dallarını çatırdata çatırdata ilerlemeye devam ediyordu. Bir süre ağzında tuttuğu sigara dumanını, bir düdüklü içindeki havayı boşaltıyormuşçasına yavaş yavaş bırakırken, tatlı tatlı etrafında dolanıp kur yapan rüzgarı yok sayarak kirletmiş ve hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edip gitmişti. Tek elini şöyle bir saçlarının arasından geçirip yakınındaki bir ağaca doğru yönelerek sırtını gövdesine verip bir fırt daha çekti, gitgide kısalan sigarasından. Ucundaki ateşe takılınca gözleri, masumane bir gülümseme belirdi yüzünde. Gülümsemesi kadar masum gözüken o küçük ateş, büyük zevki olan sigarasını yavaş yavaş bitirirken ortaya çeşitli şekillerle çıkıp kendini sevdiren duman, her solunduğunda biraz daha sıkıyordu boynunu, hissettirmeden. Bu zift karanlığındaki çıplak gecede, kıvrak hareketler yapıp cilveli cilveli dans eden dumanın, ucuz bir fahişeden farklı olmadığını fark etti o an. En cazip, en muzip halleriyle kendine bağlayan ve bırakmayan, para pulmuşçasına yaşamını sömüren bir metres gibi, en güzel halleriyle çıkıp en fettan elleriyle sarmalıyordu onu sanki. Tuhaftı ki, bu bariz gerçeği bilse de bir kez daha soluklandı o dumanı, bir kez daha izin verdi dolanmasına boynuna. Varsın olsundu o fettan metresi, olsundu o hafifmeşrep kucağındaki. Umurunda da değildi hani, hayatını sömürmesi, iliklerine işleyip damarlarını, damarlarını olduğu kadar da ruhunu kirletmesi. Geceye inat, yıldızlara ve aya inat, dumanını yukarı doğru üfleyecekti yine. O grimsi dumanın, saf ve pürüzsüz gecenin üzerinde illetlik dansını oynamasına, yayıldıkça iyice, karıştıkça havaya, siyahı griye çevirmesine izin verecekti. Nasıl olsa tüm bunlar olurken, o sadece uzaktan izleyecekti…
Alayla, bu gece incilerini takıp takıştırarak o yaldızlı şalının altına sığınmayan geceye gülerek başını çevirdi. Çevirmesiyle de, kendi karanlığındaki tek parlaklığı fark etti. Kendi dolunayını gördü o an, şimdi gece onunla alay edecekti. Ne de olsa kınadığınla kınanırdın, övündüğünle değil. Şimdi nasıl gece, bugün ortalarda görünmeyen ayı ile iftihar edip, gerdanına inci takmış gibi kendisiyle iftihar edemiyorsa; o da kendi ayını elde edemiyordu şimdi. Fakat olsun, varsındı. O da olurdu elbet ya, sabırdan kim ölmüştü? Hem, Tom’du bu, hiç yakışır mıydı ona şimdi pes etmek? Olmazdı, hayatta olmazdı ya; o da yapmazdı zaten böyle bir şeyi. Derhal elindeki sigarayı kuru, çıplak toprağa atıp üstüne basmaya tenezzül dahi etmeyerek, yanına doğru ilerlemeye başladı, tek eli cebinde. Arkası dönüktü ona, yine onu karşısında görünce kim bilir nasıl tepki verecekti.
‘Ne haber?’
Duvara yaslanmış, muzip bir gülümseme yerleştirmişti yüzüne. Ona bu kadar yakın dururken, o mavi, uzun saçlarının arasından ellerini geçirememek çileden çıkarıyordu onu. Yahut ona sarılamamak, doya doya o güzel kokusunu içine çekememek… Bunu yapmaması için kendi açısından hiçbir sorun yoktu, lâkin bir daha yanından kaçıp gitmesine izin vermeyecekti. Er ya da geç ona sarılıp koklayacağı gün de gelecekti, nihayetinde. Gelmeseydi eğer, hırsına ve sevgisine yenik düşerdi o zaman. Ve bir daha dalga geçemezdi, dolunayına sahip olan geceyle. Onun gündüzleri olan gecede hasetlenir, kıskanırdı geceyi. Sesini çıkaramazdı ama, yine alay edemezdi, her zamanki gibi. Çünkü o dolunayı ile ona tepeden bakarken, Tom yalnızlığa sarılırdı o gece…


Dumanında, binevi kara bulutlarında boğulan bir dolunay… Geceyi bu yüzden sevmezdi işte, kendi karanlığında, kıskançlığıyla heybetli dolunayın ışıklarını bizden esirger, kendisine saklardı sadece. Ne zaman ki daha ihtişamlı gözükürdü ay, ertesi gece ortalıktan kaybolurdu yine. Fakat o, kıskanç ve haset dolu olmak için yanında değildi, adına leke düşürdüğü için sevmezdi geceyi. Dolunayını esirgerdi…
Artık rutinleşen bir şekilde, Eliana, bir posta sövdükten sonra hızla başını çevirmiş, yeryüzündeki dolunaydan evvel etrafına ışık saçan o güzel yüzünü Tom’dan esirgemişti. Al al olan yanakları, kar beyazı teni mavi uzun saçları ile gören gözlere şenlik verdirecek şekilde mükemmel bir birleşim içine girerken, kırılgan bir gülümseme mesken tutmuştu Tom’un yüzünü. Gündüz doğmak isteyen bir dolunay gibiydi, geceyi sevmeyen. Geceyi kahreden, geceyi öldüren… Güneşin yerine geçebilecek kadar kusursuzdu nasıl olsa, her insanın hayatını dolduracak bir parça olabilecek kadar… Geceden kendisi bile nefret ederken, Eliana’nın farklı düşünmesi beklenilemezdi zaten, umut yolu olmayan bir hayal gibiydi. Lakin dolunayı çekip gitse de, gecesi onu severdi, değil mi? Tüm yıldızlar ayın etrafında sereserpe, elekte elenmişçesine, göz kırpa kırpa parıldarken, geceyi güzel kılan; gerek içkiden, gerek aşktan çakırkeyif olanların bakmaya doyamadığı, o karanlık gökyüzünü şaşası ve latifeliğiyle süzüp narince ışıklarını deryada yüzdürüp karşısında içip oynatan, dolunaydı; ondan mahrum kalamayan o fettan gecenin incisi…
Başı dik, sözüm söz çaldığım kaval ilerideki bir banka oturup, göğe kurulup oturan yansımasının olması gereken zifiri karanlığı net gören bir banka oturmuştu sevdiği. Sevdiğiydi ya, haliyle o da oturacaktı ardından. Kiyafeti sevgisiydi; başka hâl, neden yoktu altında. Gittikçe soğuyan gecede ellerini ceketinin cebine sokmuş, Eliana’nın üşüyüp üşümediğini düşünüyordu. Onu Uzay Çağı’nın Kâinat Güzeli gibi gösteren kıyafeti, bu soğukta sıcak tutar mıydı ki onu? Bu konuda çok kafa yormasına gerek kalmamıştı gerçi, gökten esen rüzgarla yerine tutunamayan yıldızlar misali dökülen kar taneleri soğuk tenlerine düşerken, Eliana da usulca yanına ilişmiş, daha sonra refleksle olsa da ne yaptığının farkına varıp kıpkırmızı kesilmişti, Tom onun bu haline gülümserken.
Kaç zamandır süreduran çelişkisi, şimdi yine tersine dönmüştü. Geceyi çatlatmak istercesine başını, yüzüne ukala bir gülümseme oturtup yukarı doğru kaldırırken, bir posta daha sövmüştü Eliana onu. Varsın sövsündü, yanında, yağmurdan kaçan bir serçe misali kıvrılmışken, ne dese yutardı nasıl olsa. Yüzüne bakıp küçük bir çocuğun geniş bir kır bahçesinde oynayışını izliyormuş gibi, mutlu bir hal içinde süzdü yüzünü, mimiklerini, bakışını… Ardından ceketinin fermuarını açıp sol kısmı ile Eliana’nın dışta kalan kolunu örtüp, açılmaması için* mükkemce tutmuş, bırakmamıştı.
‘ Böyle daha iyi değil mi? ’
Muzır bir ifadeyle gülümserken, gören de kafasının içinde bin tilki dolanıyor sanırdı. Lakin bırakın kollarının arasında olmasını, Eliana yanındayken bile o tilkiler birbirilerinin kuyruklarına basıp acı acı inleyerek kaçışıyorlardı zaten. Kaçamak bir bakış attı Eliana’ya. Onun için iyiydi tabii, ama onun için, aydınlığını ararken karanlığa kapılmış gibi olsa gerekti. Öyle olsaydı gerçi, yarınlarındaki gün ışığına doğru dolunayını azat ederken, kendinden ödün verip yıldızsız gecelerine geri dönebilirdi; yeterdi ki Eliana kendisi söylesindi bunu, çıksaydı tüm bu tümceler ağzından, müebbetine göz yumsaydı, gözlerinin içine bakarken…


Kar yağışı hızlanarak daha lapa lapa yağmaya başladığında, yüzündeki muzır gülümseme, yerini mutlu bir ifadeye bırakırken kendisine daha çok sokulan Eliana'ya daha sıkı sarılarak karşılık veriyordu. Gecenin kürkü olan bulutlar, omuzlarını narince sarıp sarmalayan o bulutlar, şimdi tüm nefretini üzerlerine kusuyordu sanki. Doğruydu ya, neredeydi hani, onların dolunayı?
Bulutların ardındaki o erguvani gecenin ekseriyya durgunluğunu takınıp derin olduğu kadar karanlık sularımda parlayan tek incime sıkı sıkı sarılırken; onu kaybetmekten, gecenin benden alıkoymasından ne denli korktuğumu kendime saklıyor, yüzüme sadece nicenin zifiriliğinde bir aydınlık yolu bulmuş olan yüreğimin çocuksu coşkuluğunu vurduruyordum. İşte o, kaybetmekten korktuğum, yere düşürüp de bin parçaya bölünmesinden çekindiğim hazineme sarılırken, korkum en büyük sırrım olmuştu. Gündüzün güneşinden ayrılamayacağı gibi, benim de ondan ayrılmam imkansızdı. Lakin gündüz ve gece, güneş ve ay, ayrılmışlardı uçurumdan hudutlarla. Ve o, kah orada kah burada; konargöçer, ölürdirilir umutlarla, sırrını camdan ala bilerek korumakta; ağyarın gözlerinden olduğu kadar yavuz dilden de sakınarak yaşamakta, ve deli gibi korkmakta idi, uçurumun üzerinden her atlayışında. Ta ki o güne, zifiri karanlıktan açık maviliklerle buluşuncaya kadar...
Kulaklarında çınlayan o iki kelime, korkularının uçup gitmesine, serin sulara dökülüp buharlaşarak gecenin kederine ulaşmasını sağlamıştı. Doğru mu duymuştu kulakları, yoksa kibirli yıldızların, öfkeli bulutların ve hasetli gecenin hayalleriyle ettiği bir alay, oynadığı bir oyun muydu? Olur mu olurdu hani, yapmadıkları şey miydi rüyalarında? O gurabi, sagar-ı gerdan riyakar gecenin, küflü küpecik, sofulara çerağ bulutların ve ehl-i nar, dü-alem yıldızların bu mezubahiste hatrı sayılır fettan fistanlıkları olmamış değildi hani. Eliana yüzünü yüzüne yaklaştırarak konuşurken söylediklerini duyamayacak kadar sersemleşmiş, içinde karnavallar, düğün dümbekler kopmuştu. Bir meftun kadar hareketsizdi şoktan, bir soytarı kadar neşeliydi duyduklarından, bir pandomimci kadar hüzünlüydü şimdi de, Eliana ona güvenmekte şüphe duyduğundan. Boynu O'nun nefesiyle soğuk gecede ımılık sularla yıkanmışçasına ısınıyor, O'nun dudakları, dudaklarında buluşunca yüreği bedrenkler ile kuşanıp yine dudakları sıcaklığı boğazından aşağı, pis sularla buz kesmiş yüreğini akpak ediyordu.
Gözünün önünde kızaran yanakları, elinin altında hızlanan nabzı tıpkı kendininki gibi bir ritimde atıyor, ancak zihinlerinde çalan senfoniler onları ayıran tek tezatlığı, o ince ayrımı oluşturuyordu. Zira hayallerinde yatanın hakiki olması umduğu fakat gerçekleşmesine pek de ümit verdiği bir şeydi.
Kazanamamaktan korktuğu o kalbi elde ettiğinde,
Kaybetmekten korkmaya balşamıştı, delicesine.
Karanlığı fırsat, yalnızlığı kılıf bilen korku ekseriyya yalnız olduğu her gece başına üşüşür, zihnini allak bullak, darma duman ederdi. Oysa O'nu gördü göreli, yüreğine çöreklenirdi korkusu; ne yalnızlık bilirdi, ne karanlık tanırdı. Her daim, her gece, her Allah'ın günü uzun tırnaklarını ciğerine saplar, dikenli başını yüreğine yaslardı. Eskiden korku duyardı, çünkü yalnızlık korku yaratırdı." Benden başka hiçbir şey yoksa niçin korkayım? " diye düşündü. O zaman korkusu geçti. Korkacak hiçbir şey yoktu, çünkü korku ikinci bir varlık olduğu zaman gelirdi¹. Oysa korku kadar sevgi de yoğrulurdu içinde, açtığı yaralara merhem olur, derhal pansuman yapardı zira. Lakin o ikisi esir alırdı yüreğini, tahta tek başına oturmak için. Ne zamandır olduğu önemli değildi, bitmesine izin vermeyeceği gibi. Varsın yesin dursunlardı birbirilerini, korkuları ve aşkı, varsın didişip dursunlardı, yine de severdi Eliana'yı...
Geçmiş ve gelecek yoktu,
Eliana vardı.
Ölüm yoktu, yaşam yoktu;
Yalnızlık yoktu, ıssızlık yoktu,
Eliana vardı...²
"O" özür dileyip af isterken ancak kendini toparlayabilmiş, yüzündeki o şaşkın ifadeyi derhal silip mutluluğunu beyan edecek bir gülümseme yerleştirmişti. Gerçi hala büyük şaşkınlık içerisindeydi, Eliana'nın beni sevebilme ihtimalini o kadar az olarak görüyordu ki; değil dudaklarının o sıcaklığını hissedebilip duru güzelliğine renk katan kırmızı yanaklarının onun yüzünden olmasını bilmek, soğuktan da olsa ona o kadar sokulacağı aklının ucundan dahi geçmezdi. Yahut günün birinde, Tanrı vergisi bir deli cesareti ile, çilek dudaklarını kendi dudaklarına bastıracağı...
Nefes almak için dudaklarını geri çektiğinde, yüzünde saf mutluluğun oluşturduğu ağzını kulaklarına vardıran bir gülümseme ile, başını yeniden Eliana'nın başını dayamış, nefesini yeniden boynunda hissetmişti. '' Sanırım seni affedebilirim... '' Boynundaydı elleri, derisinin altında atan kanı hissetikçe bir rüyada değil de, gerçek hayatta, Eliana'nın kollarının arasında olduğunun bilincine daha çok varıyordu. Yutkundu, sanki kellesini uçuracaklarmış gibi. Baş parmaklarını kaldırarak Eliana'nın kendisine bakmasını sağlayıp, gözlerinin içine içine baktı; o derin, o muhteşem gözlerine... '' Seni seviyorum Eliana, seni tahmin edemeyeceğin kadar çok seviyorum... '' Şimdiden hasretini çektiği o sıcacık dudaklarına, soğukta buz dudaklarını dayamadan önce, kulağına fısıldadığı, yüreğinden geçirdiği tek şey bu olmuştu, geceyi kıskandıran tek söz. Hakikat geceyi...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://aichounosekai.blogspot.com/
Isabella Doraless
Elf Kraliçesi
Elf Kraliçesi
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 37
Kayıt tarihi : 10/08/10
Yaş : 24
Lakap : Bella

Karakter
Silah: Asa
Rp Puan:
96/100  (96/100)

MesajKonu: Geri: ~Aya Estella O'fieme~   Cuma Ağus. 20, 2010 10:01 pm

-Renklendirme--> 10/10
-Betimleme--> 20/20
-Akıcılık-->15/20
Olaylar biraz yavaş gelişti ve aynı düşünceleri çok sık dile getirmişsin.
-İmla--> 18/20
Umurumda değil,umrumda
-Kurgu--> 20/20
-Uzunluk--> 10/10

Puanınız:93 iyi Rp'ler Dilerim Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
~Aya Estella O'fieme~
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Fantastik Bir Dünyada RPG :: Rp Puanlatma :: Rp Puanlatma-
Buraya geçin: