Fantastik Bir Dünyada RPG
Siteye hoşgeldiniz. Üye olmadığınız süre zarfında, forumumuzu gezebilir, bilgi edinebilirsiniz. Lakin, üye olmadan hiçbir şekilde konulara cevap yazamaz, konu açamazsınız. Bu fantastik dünyada yerinizi alamazsınız. Sadece bir dakikanızı ayırarak, siteye üye olabilirsiniz. Bu fantastik dünyada, fantastik bir maceraya, hep beraber, fantastik bir giriş yapabilirsiniz. Sizi aramızda görmekten onur duyarız. Sevgiler, admininiz...



 
AnasayfaSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Savaşa Doğru Adım Adım...

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Yamasuke Eiji
Ranger | Kaçak Elf
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 86
Kayıt tarihi : 10/08/10
Lakap : Toubousha

Karakter
Silah: Ok/Dagger
Rp Puan:
98/100  (98/100)

MesajKonu: Savaşa Doğru Adım Adım...   Paz Eyl. 26, 2010 4:15 am

Yorgunluk… Uzun bir yoldan sonra hissedilebilen tek duygu. O kadar çöktü ki üzerime az önce ayağımın takılıp da beni düşürmek üzere olan taşa bile sinirlenemedim işte. Yorulduğumu biraz da dışarı vurmak amacıyla derin bir nefes verip iç geçirdim. Günün tamamında yolculuk etmiştik, çünkü zamanında Camelot’ta olmalıydık. Savaşlar, birçok kişinin düşündüğü gibi bir iki yıl sürmezdi ya da en azından çatışmalar. Savaşlar binlerce çatışmanın toplamıydı ve çatışmalar gerçekten anlık süren şeylerdi. Ama en ufak bir çatışma savaşın yönünü, gidişatını değiştirebilirdi.

“Hey, Limpe. Güneş gitmek üzere. Bu saatlerde yolculuk etmeksek daha iyi olacak gibi.”

Bu biraz alaylı başlamış söz, emin olun öylesine söylenmiş değildi. Akşam ve gecenin ilk saatlerinin hayvanlar ve saklanan düşmanlar için en iyi saat olduğunu herkes bilirdi. Ayrıca tabii ki de yorulmuş olduğumu da belirmeliydim. Genelde tüm öğlen uyurdum yahut vücudumu dinlendirirdim. Böylece gece yarısından güneş doğana kadar da uyanık gezerdim. Ancak dün bunu yapmak o kadar iyi bir fikir değildi. Camellot, insanlar, savaş… Yeniden yapacak gücüm vardır umarım.

out: kisa oldu aklima hiç bişiy gelmedi drunken

_________________
"Hani yağmur biterdi de
Başlamayan aşklar gibi,
Hani akar giderdi ya sular
Hani biterdi ya aşklar
Bir yağmur damlası gibi."


Elaevyan Zidar

...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...

Güç: 20 / Beceriklilik: 20 / Bünye: 17 / Zeka: 15 / Bilgelik: 14 / Karizma: 12
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jenny Klaus
Savaşçı | Ulak
avatar

Mesaj Sayısı : 57
Kayıt tarihi : 11/08/10

Karakter
Silah: İki Kılıç
Rp Puan:
75/100  (75/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Paz Eyl. 26, 2010 5:46 am

Hey, Limpe. Güneş gitmek üzere. Bu saatlerde yolculuk etmeksek daha iyi olacak gibi.”

“Sana vurmak için neler vermezdim.” Düşüncelerini silip bir ağacın dalınca çıktı. Etrafa baktı. Aslında görülecek fazla bir şey yoktu. Omzunda duran şahin kıpırdadı. Ağaçtan aşağı inip Yamasuke’nin yanında gitti.

“Ne zaman varacağız? Umarım bizi kaybetmemişsindir!”

Hafifçe gerindi. Bakışlarını gökyüzüne çevirdi ve kısa bir süre öylece kaldı. Doğa! Her zaman vardı ve her zaman da olacaktı. Tam bu düşüncelerin arasında sırtına saplanan ağrıyla bir an bağırdı. Nefesi kesilmişti. Dizlerinin üzerine düştü. Acı geldiği gibi gitmişti fakat alnına ter birikmesine yol açacak kadar şiddetliydi. Kaşlarını çattı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yamasuke Eiji
Ranger | Kaçak Elf
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 86
Kayıt tarihi : 10/08/10
Lakap : Toubousha

Karakter
Silah: Ok/Dagger
Rp Puan:
98/100  (98/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Paz Eyl. 26, 2010 6:16 am

“Ben yolu biliyorum merak etme ve düşmeden önce o ağaçtan in!”

Bir savaşçı ağaçlarda ha? Bunu kimse benden iyi yapamazdı, sonuçta ben onun gibi kılıç sallamak yerine bir erlerden ok atma üzerine eğitilmiştim. Ağaçlarsa en iyi gizlenme yerleriydi, bu tip yüksek ağaçların gökyüzünü göstermediği ormanda. Neyse ki etrafa bakınıp hemen indi, bir de onun sakatlanmasını istemezdim. Bu başlı başına bela olurdu. Savaşa gidiyorduk tatile değil! Ona baktım, tüm yorgunluğuna ve savaşa gidiyor olmamıza rağmen gayet neşeli duruyordu. Belki bir gün ben de bunu denemeliydim. Etrafını inceliyor gibiydi. Tabii ki de doğa hiçbir zaman belirli bir toplulukla yaşamakla aynı olamazdı. Bir anda, neredeyse saniyelik bir zamanda ufak bir çiğlik attı. Kaşlarını çattı ve dizlerinin üzerine çöküverdi. Acı çekiyor gibiydi, tıpkı bir önceki günkü gibi.

“Uhh… Sen iyi misin?”

Onun hemen önüne diz çöktüm ve elimi omzuma koydum. Az önce nefes alamamışçasına nefes nefese kalmıştı. Hala acı çekiyor gibi duruyordu ve ben ne yapmam gerektiğimi biliyordum. Kanayan bir yeri yok gibi duruyordu. Neden bir anda böyle bir şekle girdiğini anlamamıştım açıkçası. Yüzümde ter damlaları birikmişti, yani bu onu zorluyordu. Onu kollarımın arasına adlim, ama tamamen masum bir düşünceyle. Yani bir annenin çocuğunu kollaması gibiydi. İlle velâkin ben onun annesi değildim, hatta ilişkimiz ne kadar yakindi bundan pek emin değildim açıkçası. Bağlar bir büyü gibi bir anda oluşu vermişti.

“Tamam. Kendini zorlama. Burada biraz dinlenelim.”

_________________
"Hani yağmur biterdi de
Başlamayan aşklar gibi,
Hani akar giderdi ya sular
Hani biterdi ya aşklar
Bir yağmur damlası gibi."


Elaevyan Zidar

...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...

Güç: 20 / Beceriklilik: 20 / Bünye: 17 / Zeka: 15 / Bilgelik: 14 / Karizma: 12
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jenny Klaus
Savaşçı | Ulak
avatar

Mesaj Sayısı : 57
Kayıt tarihi : 11/08/10

Karakter
Silah: İki Kılıç
Rp Puan:
75/100  (75/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Ptsi Eyl. 27, 2010 2:20 am

Onun sarıldığını fark edince bir şeyi olmadığını söylemek istedi. Ama sonuçta bu haldeyken yalan söyleyemezdi. “Lanet olsun, yorulmamıştım bile.” Düşüncelerini sakinleştirip, derin bir nefes almaya çalıştı.

“Tamam. Kendini zorlama. Burada biraz dinlenelim.”


Kolunu onun omzuna koydu. Rüzgârdan daha hafif bir sesle:
“Sakın beni kımıldatma.” Dedi. Şu an ufak da olsa bir yer değiştirmeyi kaldıramazdı. Düzenli olarak nefes almaya çalıştı. Ağrı hafiflemeye başlamıştı fakat hala geçmemişti. Kasları titriyordu. Bu seferki acı kısa da olsa diğerlerinden daha şiddetliydi. “Eğer bu savaş sırasında olursa işim biter.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yamasuke Eiji
Ranger | Kaçak Elf
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 86
Kayıt tarihi : 10/08/10
Lakap : Toubousha

Karakter
Silah: Ok/Dagger
Rp Puan:
98/100  (98/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Ptsi Eyl. 27, 2010 11:26 pm

Kımıldamak mı? Öyle bir amacım yoktu zaten. Ne yapabilirim ki? Canin acısını görmemek, şuan ki tek isteğim buydu. Kolunu omzuma atmış olmasına rağmen hala vücudunu kıpırdatamıyordu. Ben de kıpırdamamak için kalkamıyordum, ona sarılmış bir pozisyonda kalmıştım ve belirttiğim gibi nerdeyse gitmek üzere olan güneşin tek bıraktığı hafif ama güçlenmeye başlayan rüzgârdı. Evrenin sessizliği bozan ufak bir yaramazcasına dolaşıyordu etrafımızda rüzgâr. Üşümemiştim en azından üzerine kat kat giyindiğim bir yandan da vücudum çok az üşürdü. Sebebini bilmiyordum anmak ya vücut isimin yüksek olması olabilirdi ya da havadan daha da soğuktum.

“Ağrın hafifledi mi?”

Omzuna yavaşa kafamı dayadım, o kadar yorgundum ki orada uyuyabilirim bile. Ama o bu halde acı çekerken olmaz en azından. Ayrıca aklımdan da birçok soru geçiyordu; neden niçin, niye… Çoğu benzer sorulardı. Önceki gün onunla bu yolculuğa çıkma kararı almıştım ancak onun hakkında hiçbir şey bilmiyordum, adini bile unutmuştum. Tek bildiğim et yemediği idi, o gün pek fazla bir şey konuşmamıştık, ben ona ne kadar yabancıysam o da bana o kadar olmalıydı. Ama şimdi, hemcinsim olmasına rağmen bile bu kadar yakin duruyorduk ve yolculuğun sonunda bizi omuz omuza çarpışacağımız bir savaş bekliyordu. Bilhassa savaş kabiliyeti hakkında hiçbir bilgimin olmaması beni deli ediyordu. Ama bunların hepsini ayni gün içinde öğrenemezdim ya. Birini iyice tanımak için belirli bir süre gerekirdi. Ancak biz o süreyi doldurmadan yola çıkmış gibiydik. Bunu sorsaydım, onu tanımaya çalıştığım kadarıyla, bunun için süre olmadığı cevabini alırdım. Bir elf olmamıza rağmen, iş savaş ve karmaşaya gelince ömrümüz ister bin yıllık olsun yine zaman yeterli olmazdı. Tüm bunları düşünürken gözkapaklarımın uçlarında ağırlık varmış gibi yavaşça aşağıya inmeleri beni çekip alan şey oldu. Hani bazen iki zıtlık bir aradadır. Bünyem yorgun ama beynimde uyumamamı söyleyen bir his ile dalıp gitmemi engelledim denebilirdi.

outta: gerçekten uykusu olan insanin saçmalamalari.

_________________
"Hani yağmur biterdi de
Başlamayan aşklar gibi,
Hani akar giderdi ya sular
Hani biterdi ya aşklar
Bir yağmur damlası gibi."


Elaevyan Zidar

...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...

Güç: 20 / Beceriklilik: 20 / Bünye: 17 / Zeka: 15 / Bilgelik: 14 / Karizma: 12
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jenny Klaus
Savaşçı | Ulak
avatar

Mesaj Sayısı : 57
Kayıt tarihi : 11/08/10

Karakter
Silah: İki Kılıç
Rp Puan:
75/100  (75/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Salı Eyl. 28, 2010 2:10 am

“Ağrın hafifledi mi?”

Ağrı! Acı! Hangisi daha doğru olurdu bilemiyordu. Birden elfin kafasını omzuna koyduğunu fark etti. Şu an saldırıya açık bir durumdalardı. Esel başını çevirip ona baktı. Uykusu var gibiydi. “Benden daha çok yorulmuş anlaşılan.” Derin bir nefes aldı ve ne yapması gerektiğini düşündü.
“Sen git dinlen biraz. Ben daha iyiyim.”
Kendisi birkaç gün daha dinlenmeden dayanabilirdi. Artık alışmıştı sonuçta. Yaprakların çıtırtısını duydu. Biri mi yaklaşıyordu? Belki de bir hayvan. Yinede ne olursa olsun sinirleri gerilmişti. Eli kılıcına doğru gitti sırtındaki acı tamamen geçerken. Rahatladı kasları. Diğer elini Yamasuke’nin omzuna koydu. Eğer çok yorulup uykuya dalarsa, bir okun veya kılıcın hedefi olmayacağı bir yere taşımalıydı onu. Aslında ondan daha küçüktü. Hayır, küçük kelimesi doğru değildi. Sonuçta o yaş olarak daha gençti. Duraksadı. Ormanın ortasında durmuş neyi düşünüyordu. Hiçbir zaman düşüncelerinin bu kadar kişiselleşmesini istemezdi. Özel demek rahatsızlık demekti. Her zaman acı getirirdi. Yanındaki elfi hafifçe sarstı. Uygun bir yer bulmalıydılar. Bu sırada çıtırtıya bir geyiğin neden olduğunu anladı. Kaşlarını çattı ve elfi tekrar sarstı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yamasuke Eiji
Ranger | Kaçak Elf
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 86
Kayıt tarihi : 10/08/10
Lakap : Toubousha

Karakter
Silah: Ok/Dagger
Rp Puan:
98/100  (98/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Salı Eyl. 28, 2010 11:29 pm

Dinlenmek, ne kadar da hoş geliyordu kulağa. Elf olmama rağmen benimde sınırlarım vardı elbette uyanık kalmak için. Daha bir iki gün önce, şu anda uyumamam için beni sarsıp duran adamın başında beklerken bu derece yorgun değildim tabii. Tek hakkim olan dünde uyuyamadım. Sarsıntı devam ediyordu, aslında uyanığım ama bedenimi hareket ettirmek zor geliyordu ya, o daha da iyileşmiş gibi görünüyordu. Başımı kaldırıp ona baktım bir şeyler söylemek için. Maalesef, yorgunluktan ölmek üzereydim, kusura bakma! Ağzımı açtım ama ondan önce yeniden, gülükle açılmış olan gözlerim onun tedirgin süratini görünce, tek ses çıkmadan açıldığı gibi kapandı. Neysek içitirdi bir hayvandan geliyordu ve bize saldıracakmış gibi durmuyordu. Son sarsıntı ile bedenimi hareket ettirdim. Beni artık sarsmaması için bileğinden tuttum.

“Ben, biraz dinlenmeliyim.”

Fısıltı ile bunları söylerken bir elimi alnıma koydum, deli gibi ağrımakta olan başıma. Sanki içerden birileri vuruyormuşçasına ağrıyordu. Dinlenmek iyi gelecekti, zaten güneş yok olmuş ve karanlık çökmüştü. Bu durumda yolu devamlaşmamız hem zordu, hem de kaybolma ihtimalimiz ortaya çıkıyordu. Elbette dinlenmek de çok tehlikeliydi, bu nedenle birimiz dinlenirken diğerimiz tetikte olmalıydı. Her an biri gelip biri vurabilirdi yahut bir hayvan bizi parçalayabilirdi. O daha iyi olduğunu söylemişti, ben ise bitkimdim. Bu halle yürüyebilsem bile karşımıza bir şey çıktığında savaşamayabilirdim. Etrafta yüksekçesine eski ağaçlardan birini gözüme kestirdim, eğer üst dalları çok kalınsa orada uyumak en iyi yoldu. Ağaca doğru ilerleyip tırmanmaya başladım. Dallardan birinde durup aşağıya baktım.

“Gelmek ister misin?”

Ağaçlarla ve tırmanma ile aram bir elfe göre iri olan cüsseme rağmen iyi olmuştur. Benim için bir yuva gibilerdi uzun zamandır. Oradan gökyüzü ne kadar büyüleyici olur bir bilseydiniz. Sanki bulutlar elini uzanım alacağın pamuklara benzer. Peki, bu elf hiçbir ağacın en üst noktasında bulunmuş mu acaba? Yani kastettiğim sıradan bir ağaç değil, bu ormandaki gibi yaşları bizimkilerden büyük –belki elflerden çok yaşamış- olan bunun gibilerinden söz ediyorum. Devasa ağaçlardan.


ouuta: konuyu toparlayamama durumundayim T^T

_________________
"Hani yağmur biterdi de
Başlamayan aşklar gibi,
Hani akar giderdi ya sular
Hani biterdi ya aşklar
Bir yağmur damlası gibi."


Elaevyan Zidar

...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...

Güç: 20 / Beceriklilik: 20 / Bünye: 17 / Zeka: 15 / Bilgelik: 14 / Karizma: 12
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jenny Klaus
Savaşçı | Ulak
avatar

Mesaj Sayısı : 57
Kayıt tarihi : 11/08/10

Karakter
Silah: İki Kılıç
Rp Puan:
75/100  (75/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Çarş. Eyl. 29, 2010 1:23 am

Hasta gibiydi. Esel elfe bakarken, kaşlarını kaldırdı. Elfler ne zamandan beri hasta oluyordu. Bu sırada kendisi aklına geldi. “İyide ben hasta değilim ki? Savaş yaram var.” Kendi kendine güldü. Yamasuke’nin ağaca tırmanmaya başladığını görünce ayağa kalktı.

“Gelmek ister misin?”

Gülümsedi ve yanına tırmandı. Kolay bir tırmanıştı. Ozan olduğu zamanlar ağaç tepelerinde dinlendiğini hatırladı. Şahinine baktı. Kendi halinden memnun bir şekilde başka bir daldan sahibine bakıyordu. Yamasuke’nin yanına varınca durdu. Ondan yukarı tırmanmadı çünkü aşağıya düşerse tutamazdı. Yandaki dala atılıp açısını aldı. Etrafı rahatça görebiliyordu.
“Hadi sen dinlen. Ben nöbet tutarım.” Sakince gerindi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yamasuke Eiji
Ranger | Kaçak Elf
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 86
Kayıt tarihi : 10/08/10
Lakap : Toubousha

Karakter
Silah: Ok/Dagger
Rp Puan:
98/100  (98/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Perş. Eyl. 30, 2010 2:32 am

Hasta değildim elbet ama bünyem daha da ileri gidemeyecek gibiydi. Daha da yukarı tırmandım, aşağıdan, gürültüden, hareketlilikten, kısacası yaşamdan. Uygun bir dal buldum, kalındı. En azından kalın olması sağlam olduğunu gösterirdi. Bunu bilmeme rağmen temkinli bir şekilde kontrol ettim, daha sonra ise uzandım. Evet, yukarı kısımlarda olasına rağmen büyük bir daldı, bunun nedeni ağacın devasa olmasından geliyordu. Dala bir güzel uzandıktan sonra gözlerimi gökyüzünde gezdirdim bir süre. Tam olarak görünmüyor bile olsa ağaçlardan, burada aşağıdan daha belirliydi. Geçen bir bulutu izlerken, bulutun rüzgârla dağılışı gibi yavaşça kapandı gözlerim.

Yine geçmişten bir görüntü, bu kadar sıkça olmak zorundaymış gibi sanki. Yine o kız, hayattan gitse bile benimkinden hiçbir zaman çıkamayacak olan şu iri gözlü kız. Kolumdan tutup çekiyor, arada bir şeyler anlatarak gülümsüyor bana. Biliyorum bu aniyi. Bir savaştan döndükten hemen sonra olmuştu. Her savaşa gittiğimde yüreği hoplardı, beni heyecanlı bir şekilde karşılardı bitiminde. Söylemese bile, her savaşa gittiğimde bana bir şarki okuduğunu biliyordum. Elinden düşürmediği liri ile, su kenarlarında çalmayı severdi en çokta. Suyun her yere ulaştığını düşünürdü, döndü ile her türlü canlı cansız varlığa değerdi müziği, ister bir dere olsun isterse durağan bir göl olsun. Şimdi ise ben ona savaştan hemen sonra sağ olduğumu göstermek için yanına gitmiştim. Mutsuz değildi, ama delirmiş gibiydi. Savaş beklenenden uzun sürmüş, herkes artik bizim grubun yok edildiğini düşünmüştü. Gözleri hafif doluydu, belliydi ki bir anda gelen mutluluk yüzündendi. Gülümsüyordu ama aşırı korkusunu yine de saklayamıyordu bu güzel çehresi. Çekiyor, çekiyor, çekiyordu.

“Hayır!”

Daha fazla buna izin vermeyecektim. Artık hayallerimde görünmekten, oradan bana ulaşmasından bıkmıştım. Yeniden ve yeniden her uyanışımda onun artik dünyada olmadığını söylemekten bıkmıştım kendime. Uykusuz geçen gecelerimden yorulmuştum. Daha fazla katlamayacaktım. Elimi sallayarak beni tutan ellerini geri çevirdim. Gözlerimin dolduğunu hissediyordum, rüya bir şekilde değil. Gerçekten o tuzlu suyu hissediyordum. Haykırmak istedim ama onun yerine daha çok sayıklar gibi fısıldayan bir ses çıkmıştı, kalın bir ses.

“Sen, gerçek değilsin! Öldün çoktan, hem de gözlerimin önünde. Artık daha fazla rahatsız etme, çık rüyalarımdan. Tüm bu yaşananlar geçmişe gömüldü çoktan.”

Ona bunları rüyamda söylerken bile kalbim paramparça olmuştu. Bir ağrı göğsüme indi ama bu rüyadan çıkmama yetmedi. Ve artik tamamen kâbusa dönüşmek üzereydi. Aslında onu bir an olsa görmek çok güzeldi ama uyandıktan sonra bunun gerçek olmadığını görmek dayanılmaz bir acı veriyordu. Yer sarsıldı ve onun altındaki tabaka kırıldı. Sıcak ateş denizi, lav gözüktü kırılan tabakaların arasından. Alaésya gözümün önünde lavlara doğru uçtu. Onu yakalamak için elimi ona doğru uzatırken, kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyorken, kelimenin tam anlamıyla, sıçrayarak uyandım. Az süre gözüken rüyam anlaşılan bayağı uzun sürmüştü, havaya bile bakarak bunu söyleyebilirdim. Ancak daha hava aydınlanmamıştı, Aşağıdan gelen bir sesle bir kez daha irkildim.


_________________
"Hani yağmur biterdi de
Başlamayan aşklar gibi,
Hani akar giderdi ya sular
Hani biterdi ya aşklar
Bir yağmur damlası gibi."


Elaevyan Zidar

...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...

Güç: 20 / Beceriklilik: 20 / Bünye: 17 / Zeka: 15 / Bilgelik: 14 / Karizma: 12
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jenny Klaus
Savaşçı | Ulak
avatar

Mesaj Sayısı : 57
Kayıt tarihi : 11/08/10

Karakter
Silah: İki Kılıç
Rp Puan:
75/100  (75/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Perş. Eyl. 30, 2010 3:08 am

Stacia’nın tüylerini okşarken, üst daldan bir mırıltı duydu Esel. Başını yukarı kaldırdı. “Belki de uykusunda konuşuyordur.” Diye düşünüp tekrar önüne dönmüştü ki bu sefer daha belirgin bir şekilde olan konuşmayı duydu. Üst dala doğru tırmandı ve uyuyan elfin bir şeye ihtiyacı olup olmadığına baktı. Ağaca asılı bir şekilde ona bakarken yanaklarında parıltıyı fark etti. Şaşkınlıkla baktı elfin suratına. Başını hafifçe yana eğdiğinde elf hızla doğruldu. Esel geri çekildi. Bir maymun kıvraklığıyla bir daldan diğerine geçti ve –elfin şu anki durumunun yüzüne vurulmasından hoşlanmayacağını düşünerek- konuşmaya başladı.
“Su ister misin?” bir yandan da suyu ona doğru uzatmıştı. Ağlamasının nedenini sormayacaktı. Çünkü yakın arkadaşlar değillerdi ve onun gibi sert birini ağlatan bir şey kesinlikle özel olmalıydı. Derin bir nefes aldı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yamasuke Eiji
Ranger | Kaçak Elf
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 86
Kayıt tarihi : 10/08/10
Lakap : Toubousha

Karakter
Silah: Ok/Dagger
Rp Puan:
98/100  (98/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Perş. Eyl. 30, 2010 3:37 am

“Su ister misin?”

Sorusundan bile suratımın ne şekle geldiğini anlamıştım kendimi görmeye gerek kalmadan. Yüzümü onun bulunduğu yerden uzağa diğer yöne doğru çevirmiştim. Gözlerimdeki son yaşları elimin tersiyle sildikten sonra, kafamı hayır anlamında iki yana salladım. Dalın ucuna geçtim. Tek anlamıyla komik duruma düşmüştüm. Aşağılanmıştım. Kaç yıldır biri benim ağladığımı görmemişti. Hatta cani canımdan alan o muhteşem kızın önünde bile ağlamamıştım. Ağlamak güçsüzlük olmayabilirdi ama birinin yanında ağlamak, o kişiye zayıf yönünü göstermekle ayni şeydi. Kendimden nefret ettim bir anda. Düşüncelerimi silmek için elimi yüzümde gezdirdim. Her şeyi sıfırlamalıydım yoksa kendi benliğim içinde yok olacaktım. Bunu kaldıramazdım.

“Ne kadar zaman… Aşağıda bir şey oldu mu?”

Yüzümdeki yaşların silindiğini düşündüğüm için ona döndüm. Tabii ki gözlerimin halini bilmiyordum, şişmiş olabilirlerdi hem uyku rahatsızlığımdan hem de ağlamaktan, geri bu ağlamak sayılmazdı. Sadece bir iki gözyaşıydı o kadar, çoğu içime akan ve kalbimi ağrıtan gözyaşları. Göğüs kafesimde ağrı hissettim. Bir elimi kalbimin üzerine koydum, atışı hızlanmıştı. Ruhum durgundu ama bedenimi kontrol edemezdim işte. Yeni den kafamı karşıdaki dalda duran elfe çevirdim. Anlaşılan o da iyi bir tırmanıcıydı. Aşağıdan duyduğum ses acaba ona mı aitti, yoksa gerçekten orada bir şeyler mi vardı?


_________________
"Hani yağmur biterdi de
Başlamayan aşklar gibi,
Hani akar giderdi ya sular
Hani biterdi ya aşklar
Bir yağmur damlası gibi."


Elaevyan Zidar

...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...

Güç: 20 / Beceriklilik: 20 / Bünye: 17 / Zeka: 15 / Bilgelik: 14 / Karizma: 12
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jenny Klaus
Savaşçı | Ulak
avatar

Mesaj Sayısı : 57
Kayıt tarihi : 11/08/10

Karakter
Silah: İki Kılıç
Rp Puan:
75/100  (75/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Perş. Eyl. 30, 2010 3:52 am

Yüzünü saklamaya çalışmasına bir anlama verememişti Esel. Dalın ucuna gittiğini görünce, onu anlayışla karşıladı.

“Ne kadar zaman… Aşağıda bir şey oldu mu?”

Gözlerine baktı. Sonra da rahatsız olmasın diye başını çevirdi. Bir daldan aşağı tepetaklak döndü ve alt dala atladı. Elf gözleri çevreyi incelerken çalıların arasından bir ses geldiğini fark etti. Kılıcını alırken eline, bir yılan misali oraya sessizce yaklaştı. Şahinine kısa bir bakış attı ve onun güvende olduğunu görünce işine odaklandı. Ağaçta güvenli bir yer aldı ve etrafa baktı. başka bir yerde ses yok gibiydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Aya Estella O'fieme
Assassin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 18
Kayıt tarihi : 20/08/10
Yaş : 29
Lakap : Ai-chi, aichou...O.o

Karakter
Silah:
Rp Puan:
93/100  (93/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Salı Ekim 12, 2010 5:01 pm

Outta: Rpye dalıyorum, müsaadenizle Very Happy

In:

Savaş... Binlerce yıldır varlığını sürdüren ırkların, birbirini yok etmek adına verdiği o kanlı mücadele. Dünyanın doğal döngüsünü bozmaya çalışan yarım akıllıların Camelot'u işgal etmeye çalışmaları, ve geçen süre içerisinde surların çoktan yıkılmasıyla bu gidişle içeriden hiçbir şey yapamayacağımı anlamıştım. Gece vakti, iki tarafta derin bir uykudayken, mümkün olabildiğince sessiz bir şekilde karşı taraftan haklayabileceğim kadar kişiyi öldürsem bile kafi sayılırdı. Hatta, surların altında kalan insanlar kadar kişinin canını alsam bile... Karanlığın iyice çöktüğü ve seslerin neredeyse tamamen kesildiği sırada, bu niyetle hazırlanıyordum evimde. Hazırlığımı yaparken, nasıl sessizce öldürebileceğimi düşünüyordum Camelot'un surları dışında kalan düşmanları. Boğarak? Bunun için kırbaçıma ihtiyacım olabilirdi. Ninja yıldızlarımla şah damarlarını kesebilir, hayati organlarına saplayabilirdim. Daggerımla gözlerini oyup, Camelot'tan içeri girmelerini engellemek için bacak liflerini kesebilirdim. Belki de sailerim ile sırtlarından bıçaklar, kaburgalarını kırıp yüreklerini içlerinden çıkartabilirdim. Söz konusu bir ırkın yok olması olduğunda, bunu önlemek için her yol mübahtı bana göre. İşimi kolaylaştırması için Nefertiti'yi de yanıma aldım, dişli bir rakibimin çıkması durumunda onu iğneleriyle uyuşturup haklamama yardımcı olabilirdi. Tanrı'nın gözleri bile yaşanacak vahşeti görmeyi istemeyerek Camelot'un üzerinden çekilip kendi kaderine bıraktığında, kimseye görünmeden şehrin surlarını aşıp ormanlık alana doğru ilerledim. Kim bilir hangi yaratıklar sanklanıyordu orada... Bir Ork falan çıksaydı karşıma, bugün kesinlikle şanslı günümde olduğumu düşünecektim. Camelot'un gözü yaşlı insanları kadar sessizliğe gömülen ormanın bu havasına uyum sağlayarak hızlı bir şekilde ilerliyordum. Bu gece kaç düşmanı öldürürsem, o kadar iyi olacaktı. Ağaçlardan birinin yüksek dalları arasından duyduğum sesle, açıklık alanda bir Ork izi aramayı bırakıp derhal çalılıkların arasına attım kendimi. Yakalanmamak adına hızlı davranayım derken fazla ses çıkarmıştım tabii, lanet okuyarak iyice eğilip açıklık olan yerlerden geçerek kurtulmayı, geri dönüşte de bu ağacı unutmayıp her kim konaklıyorsa halletmeyi planlıyordum. Fakat Tanrı elini biz insanlardan çoktan çekmişti ki, şansım pek de yaver gitmedi. Görebildiğim ilk şey ağacın dallarından birinde varlığımı tamamen anlamış olan beyaz saçlı bir elfti. Fakat eğer kafayı tırlatmadıysa, mutlaka konuştuğu bir başkası da yanında olmalıydı. Boynumu biraz daha gerip daha ileriye baktığımda, başka bir elfin daha olduğunu farkettim. Kötü bir zamana buraya uğramıştım anlaşılan, zira ikisi de uyanıktı. Bir an beraber nöbet tutuyor olabileceklerini düşündüm. Bu da hala bu ağaçta uyuyan birkaç elfin daha olabileceği anlamına geliyordu. Bunu düşününce bardağın dolu tarafını görmeye çalıştım, bu ağaçta kaç elf varsa, en azından hepsini savaş dışı bırakabilseydim de bu yeterince iyi bir başlangıç olur, bu gecelik yakalanmadan evime geri dönebilirdim. Bu düşünceyle çalılıkların arasından ilerledim, ağacın arka tarafına sessizce geldiğimde çalılıkların arasından çıkıp elflerin bulunduğu ağacın gövdesine yaslandım. Çalılıkların arasında kalmam benim için tehlikeliydi, zira benim ve Nefertiti'nin varlığını hissetmiş olmalılardı. Nefertiti hala oradaydı, eğer oraya yönelecek olurlarsa diye ağaca çıkıp var olduklarını sandığım -ve düşman olduklarını düşündüğüm- elfleri savaş dışında tutacak kadar yaralamak üzere her an ağaca tırmanmak için hazırladım kendimi.

Outta: Meeh, biraz dallama oldu ama... =_="
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://aichounosekai.blogspot.com/
Jenny Klaus
Savaşçı | Ulak
avatar

Mesaj Sayısı : 57
Kayıt tarihi : 11/08/10

Karakter
Silah: İki Kılıç
Rp Puan:
75/100  (75/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Salı Ekim 12, 2010 9:14 pm

Sırtında bir uyuşma vardı. Kollarını esnetti. Biri vardı çalıların arasında. Ağaçta yer değiştirdi. Kaşları çatılmıştı. İki kılıcı da elindeydi. Sırtındaki uyuşma arttı. Esel’in rengi uçtu birden. Derin bir nefes aldı ve etrafı kokladı. Hayır, ork değildi. Orkların kokusu daha keskindi. Elf de değildi çünkü elf olsa böyle bir durumda olmazdı. Yarım elf? İnsan? Cüce? Daha bir sürü ırk sayabilirdi. Dalda biraz daha ilerleyince, saçının ucunu görür gibi oldu Esel. Kaşlarını çattı. “Tuzak olabilir miydi?” yine de Yamasuke’nin şu an savaşabileceğinden emin değildi. Bu yüzden hızla yere atladı. Etrafa baktı. Tam bu sırada ağaca yaslı duran insan kızını fark etti. Hızla geri zıpladı ve savaş konumunu alacakken durdu. Tuhaf bir hissiyat içini kaplamıştı. Bakışlarını başka bir ağaca çevirdi ve Stacia’nın kendisini izlediğini gördü. Fakat ona yaklaşan yılanı fark etmemişti. “Bana dikkat edeceğim derken ölecek.” Ağaca doğru yaklaştı ve kılıcının birini ağaca fırlatıp yılana sapladı. Stacia yerinden fırlamıştı. Kolunu ona doğru uzattı. Bu sırada insan kızını unuttuğunu fark etti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yamasuke Eiji
Ranger | Kaçak Elf
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 86
Kayıt tarihi : 10/08/10
Lakap : Toubousha

Karakter
Silah: Ok/Dagger
Rp Puan:
98/100  (98/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Çarş. Ekim 13, 2010 12:03 am

Dinlenmiş olmaya rağmen hala nasıl yorgun olunabileceğini bilir miydiniz? Az önce uyanmama rağmen, rüyamda, şu gerçek dünyadakinden daha fazla koşuşturmak, gerçek olmadığı kadar bünyeyi yoruyormuş. Belki de bu ruhlarımızın varlığının bir kanıtıydı, hani görünmeyen ancak bizi biz yapan ruhlarımız. Bir beyaz toz misali, hayaletimsi o yapı gerçektende bedenimizin, derimizin altındaki kemiklerimizin, içine gömülü müydü? Eğer kimi inançlarında dediği gibi, ruh yoksa rüya görüyor olmama rağmen, nasıl bu kadar uykusuz uyanabilmiştim. Bazen kendi başımıza gelmeden bir şeyi sorgulamak zordur. Aşağıda sezmiş olduğum ‘ruhun’ varlığını –ya da bu durum da yokluğunu- nasıl sezmiştim. Gecenin bir yarısı, birinin bizi aşağı çalılardan gözetlediği düşüncesi, tek saniye içinde bile tüylerimin diken diken olmasına yetmişti. Yapımdan, yetiştiğim bölgelerden dolayı kimsenin özelime girmesinden hoşlanmazdım. Bu düşünce gerçekten çok rahatsız edici olmasıyla kafamda birçok soru yığıncığının oluşmasına neden oluyordu. Neydi o, onları paramparça etmek istemesine rağmen bunu neden yaptığını bilemeyecek kadar aptal olan bir ork mu? Yoksa teknik bilgisiyle övünen –büyük ihtimalle de bu saatte ormanda ne yaptığının gayet mantıklı bir açıklaması olan bir cüce? Yahut bir hayvan, açlıktan bu saatte dolaşabileceğine inanmak istemediğim türlerden. En azından Mizore olamaz, yoldayken yanımdan uzaklaştı çoktan. Bölgesine, bana olduğu kadar bağlı bir hayvandır o. Onun böylesine ben savaşa giderken arkada kalması, dönemi bekleyen birisinin olması beni geçmişime bağladı yine. Kim bilir hayat tekrarlayan bir çemberden ibaretti belki de. Her ne kadar yorgun olsam dahi -ki bu durumu birçok savaşta yaşamıştım, uyanık kalıp düşmanın ne olduğunu biran önce öğrenmeliydim ve bir strateji geliştirip, tıpkı bir hayvan gibi gafil avlanmadan önce düşmanımı yakalamalıydım. Evet bir okçu olarak, daha mantıksal ve yapacağımız hareketleri beynimizde tartarak, en kötü sonuçları bile hesaplayıp en uygun yoldan halletmeye çalışırdık. Galiba bu şekilde, o suikastçılara benziyorduk. Ancak biz sessizlikten çok gruplar halinde gezerdik savaşlarda. Savaşçı denen gruba göre daha tutarlıydık bence. Onlar irili, ufaklı, genelde uzun olan kılıçlarını çeker ve doğrudan düşmanla tüm güç dövüşürlerdi. Tıpkı az önce Esel’in daha düşmanın ne olduğunu bilmeden ettiği davranışlardaki gibi. Yine de hala garip bir şekilde onun savaşçı özelliklerini taşımakta olduğunu düşünmüyordum, bu –tam bir savaş sayılmasa da bunu görmek için bir şanstı. Ne olduğunu bilmemesine rağmen, anlamış olmalıydı –yahut kendini herkesi yenebileceğini sanan bir salak olmalıydı. Bir anda atladı aşağıya doğru, ne kadar gerçek olduğunu hala bilmediğim sözde ‘düşmana’ doğru. Onun yanına atlayabilirdim ancak hala aşağıda ne olup olmadığını bilmiyordum. Elfin davranışlarından karşısındakinin düşünen canlı olduğu anlaşılıyordu –ki bu da herhangi bir ırktan birileri demek olabilirdi. Öncelikle kaç kişi olduklarını bilmem gerekiyordu. Eğer bizi görecek kadar uzun zamandır burada iseler, şu an en az iki kişi olduğumuzu anlamış olmalılardı. Ağaca tırmanarak gövdesinin diğer yarısına geçtim. Tepeden gördüğüm kişi, hafif kızılımtırak saçlı bir kızdı. Bunu anlayabiliyordum çünkü gecenin bir yarısında saçlarının siyah gibi gözükmesine rağmen, ışık oyunuyla yansıyan yerler farklı bir renk alırdı. Bunu benim gibi bordomsu saçları olan birinden daha iyi kimse bilemezdi. Hala savaş içinde olduğumuz düşüncesiyle –yahut bu düşünceden biraz dışarı da olsa Kızın yapısına baktım. Vücudu bakımından küçük sayılırdı, ancak kulakları ve yüzü kendini hemen ele veriyordu: O bir elf değildi! Biraz daha yükseğe çıktım. Buradan yukarı baksa bile beni kolay göremezdi, en azından benim onu görüyor olduğum gibi. Etrafı hızlıca kolaçan ettim, insanlar geceleri ateş yakmadan dolaşamayan varlılar olduğu için, yanında gelen kişilerin izlerini etrafta görmek amacıyla. Ama etrafta gecenin perdesi olan ve tıpkı bir boşluğu anımsatan karanlık ve gece uyumak bilmeyen avlanmak için geceyi uygun gören hayvanların görüntüsü ve sesleri dışında bir şey göze çarpmıyordu. Küçük bir kızın bu vakitte ormanın bu kadar derinliklerinde tek başına ne yapıyor olabilirdi soruma bir tek cevap geliyordu, kaybolmak. Yine de içgüdülerim bana sadece bundan fazlası olduğunu söylüyordu. Bilhassa Camellota henüz uzakken bir insanın buraya kadar ‘kaybolması’ alışıla gelmiş değildi. Kızın davranışlarını izlerken, şüphesiz yanında silah taşıdığının farkına vardım. Bu tehlikeye işaretten başka bir şey olamazdı. Kıza, buradaki buluş nedenine ve yapacağı davranışlara öylesine dalıp gitmiştim ki o sırada elf dostumun kızın önünde durmasına rağmen ilgisinin dalda duran şahinine döndüğünü fark edemedim. Aşağı bir endişe ile atlarken, okumu ve yayımı çoktan hazırlamıştım. Umarım ki şu kadın bir manevra yapmadan önce ondan hızlı çıkardım.

_________________
"Hani yağmur biterdi de
Başlamayan aşklar gibi,
Hani akar giderdi ya sular
Hani biterdi ya aşklar
Bir yağmur damlası gibi."


Elaevyan Zidar

...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...

Güç: 20 / Beceriklilik: 20 / Bünye: 17 / Zeka: 15 / Bilgelik: 14 / Karizma: 12
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Aya Estella O'fieme
Assassin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 18
Kayıt tarihi : 20/08/10
Yaş : 29
Lakap : Ai-chi, aichou...O.o

Karakter
Silah:
Rp Puan:
93/100  (93/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Cuma Ekim 15, 2010 3:27 am

Ağacın ardında saklanırken, birinin hareket ettiğini farkettim, bana daha yakın olanın. Beni farkettikleri aşikardı, şimdi ya verebileceğim kadar zararı verip kaçmalı, ya da yakalanmadan ortamı terk etmeliydim. Tam nerede olduklarına bakmak için biraz eğilip ardından gecenin geç saatlerinde geri gelmek üzere -sonuçta kimsenin ormanda birinin avlandığını bilmesinin lüzumu yoktu- kaçacakken bana yakın olan elf birden yere atladı. Şaşkınlıkla hemen geri çekilirken dudağımı ısırdım. Ne yapmaya çalışıyordum ben böyle? Kendimi ee vermekten başka bir şey yaptığım yoktu; böyle gitseydi eğer, 'ava giderken avlanan' o aptal avcı konumuna düşecektim. Yenilgiyi kabul edemeyen benliğim ve uyuşmuş beynim ile bir an afallamış, ardından elimdeki daggerı dişlerimle tutarak ninja yıldızlarımı ve sailerimi çıkartmak için hazırlandım. Neme lazım, diye düşünüyordum o an. ' Kaç kişi olduğunu bilmediğim düşmanın karşısına lanet olası bir dagger ile çıkacak değilim ya! '

Bilekliğime iki ninja yıldızını çıkarıp parmaklarımın arasına aldım. Belimdeki kemerime taktığım saileri de alıp ağzımdaki daggerı kemerin sol tarafına geçirerek ağaca yaslandım. Şimdi sadece beni farkeden elfin seslerine odaklandığımda, o ağacın yanına iyice yaklaşırken yukarıdan başka bir ses daha duyduğuma inandığım her şey üzerine yemin edebilirdim, su gibi, gök gibi... Fakat başımı kaldırmayı reddettim o an, zira o duyduğum sesin sahibi olduğunu sandığım diğer bir elfe de ait olabilirdi, yahut pusu kuran bir başkasına. Her kimse, onu farketmediğimi düşünmesine izin vermiştim. Bu sırada sailerimi sıkıca kavramış, ninja yıldızlarını biraz daha parmak ucuma doğru getirmiştim elimin içinde çevirerek. Bir yandan da göz ucuyla neredeyse dibimde olan elfe bakıyordum, fakat o benden başka her şeyle ilgileniyormuş gibi görünüyordu. Bu bir fırsat mıydı, yoksa bir tuzak mı, emin olamamıştım. Ağaca bir kılıcını fırlattığında, bir tarafının silahsız kaldığını farkederek ona saldırmak için hazırlanmıştım ki, görüş alanıma giren bir başka elf ile yeniden ağacın arkasına çekildim. Aslında insan göz ve reflekslerimle nasıl farkedip geri çekildiğimi açıklamanın tek yolu, zifiri karanlıktaki gökyüzünde bordoya yakın bir renkteki saçlarını farketmem olurdu herhalde. Yere ayak bastığını duyduğumda, yeniden çıkıp öndeki elfe doğru ninja yıldızlarımdan birini atıp, ardından derhal zaman kaybetmeden alçak bir dala tutunup üstüne çıktım. Buradan en azından başka bir dala veya yere zıplayarak kaçabilir, veya düşmanımı gafil avlayabilirdim.

Outta: Gomenne, biraz beklettim sizi. Teyzemler geldi de, yazmaya vakit bulamadım bi türlü -.-"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://aichounosekai.blogspot.com/
Yamasuke Eiji
Ranger | Kaçak Elf
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 86
Kayıt tarihi : 10/08/10
Lakap : Toubousha

Karakter
Silah: Ok/Dagger
Rp Puan:
98/100  (98/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   C.tesi Ekim 16, 2010 12:28 am

outta: sıra bozulmasın diye yazmıyorum. Önce Esel yazsın. ondan sonra ben yazıyım. Sıra böyle gitsin v.v

_________________
"Hani yağmur biterdi de
Başlamayan aşklar gibi,
Hani akar giderdi ya sular
Hani biterdi ya aşklar
Bir yağmur damlası gibi."


Elaevyan Zidar

...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...

Güç: 20 / Beceriklilik: 20 / Bünye: 17 / Zeka: 15 / Bilgelik: 14 / Karizma: 12
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Jenny Klaus
Savaşçı | Ulak
avatar

Mesaj Sayısı : 57
Kayıt tarihi : 11/08/10

Karakter
Silah: İki Kılıç
Rp Puan:
75/100  (75/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   C.tesi Ekim 16, 2010 1:01 am

İnsan kızına doğru başını çevirdi ve o anda kendisine doğru attığı bir şeyi seçti Esel. Yana çekilmek için hareketlenmişti ki boynundaki bir acıyla bağırdı. Eli hızla boynuna giderken birkaç adım geri sendeledi. Ne olduğunu anlamak için bakınırken Stacia’nın bir daldan kendisine güvensizlikle baktığını görünce dehşete düştü. “Stacia” diye seslendi. İçinden de “İtaatsizlik?” kelimesi geçmişti. Kaşlarını çattı ve koluna saplanmış şeyi çıkardı. Yamasuke’nin durumuna bakmadan ağaca tırmandı ve daha demin atmış olduğu kılıcı aldı. Aklından çeşitli kelimeler geçiyordu. Sinirlenmemişti. Yere atladı. Şu an ki durum farklıydı. Stacia’nın kılıcı ona attığını sandığını anlamıştı ve bundan hoşlanmamıştı. Boynundan hala kan akıyordu.
“Stacia” dedi sakin bir sesle. Bir yandan da arkadan saldırı yememek için dikkatliydi. Kuş önce şüpheyle baktı sonra da uçup koluna kondu sahibinin. Esel kısa bir bakış attı ve şahinin tepki veremeyeceği kadar kısa bir sürede, onu ortadan ikiye böldü. Kuşun parçaları yere düşerken Esel cebinden bir bez çıkarıp kılıçtaki kanları sildi. Sonra kuşun parçalarından birine tekme atıp onu ağacın köklerinin arasına gönderdi. Ardından da arkasına döndü. Başı ağrımaya başlamıştı.


OUT: Sinirli bir insandan anca böyle rp.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Yamasuke Eiji
Ranger | Kaçak Elf
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 86
Kayıt tarihi : 10/08/10
Lakap : Toubousha

Karakter
Silah: Ok/Dagger
Rp Puan:
98/100  (98/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Çarş. Ara. 05, 2012 6:42 am

Esel’in yaptığı salaklığa güldüm kendi kendime. Savunmasızca düşmanın karşısına atlaması… Hayır, bu kesinlikle benim tarzıma uyan bir savaşma biçimi değildi. Yeniden dikkatimi kıza çevirdiğim de beni çoktan fark etmiş olduğunu, karanlıktaki siluetin kafasının değişik yönlere, yüzünü görememe rağmen endişeli bir ifadeyle, hızlı hızlı çevirişinden algıladım. Dallarda yol alırken, hem yerimi değiştirip görüntümü kaybettirmeyi, hem de onları hala kendi görüş alanımda tutmayı planlıyordum. Arkadaş olmadığım birini bile savaş alanında tek başına bırakıp gidemezdim. Bu düşünen ben miydim? Eskiden olsa arkama bakmadan kaçabilirdim. Çok küçükken savaşları ilk tattığımda, kanın damardan fışkırışını ilk kez gördüğümde ve ilk kez o sıcak kanın vücuttan çıkmasına neden olduğumda yapardım. Kendime benim yüzlercesine yaptığım şeyin olmaması için kaçardım, bacaklarımın bana verdiği tüm güç ile. Sonraları duyguları tatmaya başladığımda, ilk defa birini korumak için kendimi feda edeceğim dediğim o zamanda bile… Yapamadım. Hayat en zalim oyununu sergiliyordu bana. Gözlerim hala kızıl saçlının üzerindeyken Limpe’nin haykırışını duydum. Daha ne olduğunu anlamamıştım, bu kızın ne tür bir silah kullandığını bile görememiştim. Ama bir şey kesindi ki, o küçümsenecek bir rakip değildi. İki adet oku, onu öldürmeyecek ama bizi öldürmesini engelleyeceğini düşündüğüm bölgelerine, uzuvlarına hızlıca attım. Aklımdaki tek şey, bu kısa yolculuktaki yol arkadaşımın henüz ölmemesiydi. Hızlıca onun yanına atladım. Neyse ki az sonra yapmış olduğu hareketlerinden ciddi bir yarası olmadığı anlaşılıyordu. Yine de, hala çok dikkatsiz davrandığını görebiliyordum. Onu geriye doğru ittim, uzun çalıların boy gösterdiği, gecenin karanlığıyla daha ilerisi gözükmeyen ormanlığa doğru. Böylesine dağınık biri etrafımdayken savaşamazdım. Bu kadar dikkat dağınıklığı fazlasıyla yeterli diye geçirdim. Oklarımdan birini daha çekip kızıl saçlıya dönmek üzereydim ki, sırtımdaki acıyla sarsıldım. Acele ile ona dönüp geriye sıçradım, yakında durduğunu düşündüğüm bu lanet kız ile arama fark açmak için. Oklarımdan birini çekip yaya oturttum. Sonuçta birçok savaşta olduğu gibi, son nefesini verene kadar bir savaşçı ayakta durabilmeli ve boyutu önemli olmayan acıyla birlikte savaşabilmeliydi. Bu kadar küçük bir acı, reflekslerimi azaltmayacaktı.

out: böyle mi yapiyorduk, hay allah her şeyi unutmuşum. dafdfdfa
out 2/edit: Yuh hiç konuşmadiğimi yazdiktan sonra fark ettim. dfaadsfads

_________________
"Hani yağmur biterdi de
Başlamayan aşklar gibi,
Hani akar giderdi ya sular
Hani biterdi ya aşklar
Bir yağmur damlası gibi."


Elaevyan Zidar

...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...

Güç: 20 / Beceriklilik: 20 / Bünye: 17 / Zeka: 15 / Bilgelik: 14 / Karizma: 12
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Aya Estella O'fieme
Assassin
avatar

Kadın Mesaj Sayısı : 18
Kayıt tarihi : 20/08/10
Yaş : 29
Lakap : Ai-chi, aichou...O.o

Karakter
Silah:
Rp Puan:
93/100  (93/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   Cuma Ara. 07, 2012 11:43 pm

Heyecan ve öfke bütün bedenimi sararken ninja yıldızlarımı parmak uçlarımla tutup düşmanımla yüzleşmeye hazırlanıyordum ki, dikkatini başka bir şeye verdiğini farkettim. Yeniden ağaca tırmandığını hissedebiliyordum, fakat buna ve ardından gelen seslere makul bir açıklama bulamıyordum. Etrafını saran başka birileri daha mı vardı? Nasıl bir belaya bulaştığımı düşünmek için artık çok geçti, karşıma kim çıkarsa çıksın sonuna kadar savaşmalıydım. Öne çıkıp ninja yıldızlarından birini elf olduğunu görünce anladığım düşmana doğru attım. İçimde bir hayal kırıklığının filizlendiğini inkar edemezdim, zira elflerle insanların müttefikliklerini devam ettirmelerini ummuştum hep. Kabul etmek güçtü fakat, insanlar bu savaşı tek başlarına kazanamayacak kadar acizdiler. Yine de, bu bir köşede oturup ölümü beklemek için bir bahane olamazdı. İnanan tek bir kişi dahi olduğu sürece umut her zaman vardı. Halkım için aldığım her bir can, içimdeki umudu daha da yeşertecekti, ve ben onu düşmanların kanıyla sulayacaktım.
Derin duygularla sarıldığım bir anda koluma ve omuzluğuma saplanan okların bıraktığı acının bedenimin kontrolünü bir anlığına eline almasını engelleyemeyerek hafif bir inilti çıkardım. Canım yanıyordu, fakat bu kadar küçük bir şeyle yere yığılacak değildim. Yıllarca eğitimler almış, sınavlara tabi tutulmuştum, peki ne içindi? Böyle bir anda, her şeyi bırakıp gidebilir miydim? Boştaki elimde omuzluğumdaki oku hunharca çıkarıp yere atmadan evvel koluma saplanmış olanı yarısından tutup kırdım. Tamamen çıkarıp kanamanın artmasına müsaade edemezdim. Kafamı kaldırıp okların nereden geldiğini saptamaya çalıştığımda, yine elf olduğunu düşündüğüm başka birini gördüm. Net olarak seçilebilen tek şey, ay ışığında parlayan okun uçuydu. Dagger'ımı zamanında çekip sol tarafa doğru yuvarlanabilme şansını bulabildiğim için şanslıydım doğrusu. Hala elimde tuttuğum ninja yıldızını ona doğru fırlattım. "Karşıma dikilsene..." diye mırıldanırken buldum kendimi. "Beni alt edebileceğini düşünüyorsan, neden önüme dikilmiyorsun ki?" Alt dudağımı ısırarak mırıldanmalarıma bir son verdim. Yenilgiden nefret eden biri olarak, düşmanımla sonuna kadar savaşmayı yeğlerdim, fakat bu kadar uzak mesafeden olmazdı. Gözlerimi ağaca dikip kısa bir süreliğine düşündüm; eğer o bana gelmek istemiyorduysa, ben ona giderdim. Ağacın kalın gövdesi ardına sığınıp en alçak dala doğru zıpladım. Daggerımla tutunarak daldan dala geçerken, düşündüğüm tek şey vardı; intikam.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://aichounosekai.blogspot.com/
Yamasuke Eiji
Ranger | Kaçak Elf
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 86
Kayıt tarihi : 10/08/10
Lakap : Toubousha

Karakter
Silah: Ok/Dagger
Rp Puan:
98/100  (98/100)

MesajKonu: Geri: Savaşa Doğru Adım Adım...   C.tesi Ara. 15, 2012 9:13 am

“Karşıma dikilsene! Beni alt edebileceğini düşünüyorsan, neden önüme dikilmiyorsun ki?” sesi titrekti, ille velâkin korktuğu için miydi, yoksa sadece aşırı mı sinirleniyordu, bunu net olarak anlayamıyordum. Ah şu insanlar… Savaşta bu şekilde davranmasının onu kaybetmeye bir adım daha yaklaştıracağını bilmiyor muydu? Yakıcı bakışlarını bana dikmişti. Düşüncelerini okuyamıyordum, ama adım gibi biliyordum tek istediğinin vücudumu parçalara ayrılmış biçimde görmek olduğunu. Tabii ki de ona bu şansı tanımayacaktım. Ondan birkaç yaşam fazla yaşamış, normal bir köylü elfin göreceğinden çok şey görmüş ve yaşama isteğimi kaybetmiş olabilirdim, yine de yaşamam gerekiyordu; bu kendime verdiğim bir cezaydı. Zamanında davranamamış olduğum şeyler için bir sorumluluktu; daha gençken bu dünyadan ayrılan, yaşaması gereken şeyleri yaşayamamış o kişi için yaşamam gerekiyordu. Çünkü her savaş dönüşünde bana hatırlattığı gibi; yaşamdan vazgeçmek sadece kolaya kaçmaktı. Yaşamım için savaşmalıydım.
Kızıl saçlının hareket ettiğini görünce sersem bir ok attım. Ama onu vurmamıştı, bir ağacın dalına saplanmış olduğunu bu mesafeden rahatça seçebiliyordum. Yoksa onu bir anda gözden mi kaybetmiştim? “Tch!” Bir ağaca saklandığını tahmin etmek çok zor değildi, zira etrafta gözden kaybolabileceği fazla alan yoktu. Az önce durduğu yere yakin olan ağaçları hızlıca taradım. Uzaklaşmış olamazdı. Endişe edip, o insanın yaptığı gibi duygularımı kullanmamalıydım, bunlar sadece nişancılığımı bozan şeylerdi. Lakin çok yakına gelecek olursa… Yayımı aşağı indirdim, ok ve yayı bırakmadan pantolonuma takılı daggerimi kontrol ettim. Doğru, çok yakın saldırı ve savunma durumunda kullanabileceğim iki daggere sahiptim, yine de okçuluğum kadar iyi olmayan bu özelliklerim, iyi bir rakibin karşısında yenik duruma düşmeme neden olabilirdi. Yani kısa bir savunma için güvenebilirdim, ancak tüm savaşı dagger ile sürdüremezdim. Yerimi biliyor olduğu düşüncesiyle, onu göremeden yakalanmamak için başka bir dala, başka bir ağaca sıçradım. Bir elfe göre iri olan cüssemle bile bunu rahat yapabiliyordum, bu şekilde yetişmiştim sonuçta. Kızıl saçlarının yahut sadece kıpırdayan bir şey olduğunu düşündüğüm birkaç yere ok attım. Yine de onu tam hedefleyemeden yerimi belirtmek istemiyordum, bu nedenle sürekli yer değiştiriyor ve gittikçe daha yukarılara çıkıyordum. Kızılı görüp, hedefleyene kadar uzak duracaktım. Yaptığım şeye kaçmak denilebilirdi, ne var ki bu bir düşmanın kollarına direk düşmekten daha iyi bir seçenekti; özellikle de bir insanın.

outta: Yine sessiz kaldim. Hamle yapmani bekliyorum kuzum. O değilde iğrenç oldu, kütük gibi yaziyorum hiç duygu yok. He bir de zar attim. Oklar için, biraz belirsiz olsun dedim. 10luk zar attim 6 geldi. Yani şöyle attiklarim sana yakin düşüyor ama vuramiyor. u_u

_________________
"Hani yağmur biterdi de
Başlamayan aşklar gibi,
Hani akar giderdi ya sular
Hani biterdi ya aşklar
Bir yağmur damlası gibi."


Elaevyan Zidar

...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...*...

Güç: 20 / Beceriklilik: 20 / Bünye: 17 / Zeka: 15 / Bilgelik: 14 / Karizma: 12
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Savaşa Doğru Adım Adım...
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Saruman'ın Evi

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Fantastik Bir Dünyada RPG :: İnsanların Krallığı :: Camelot-
Buraya geçin: